Sanal Gerçeklik Nedir?

Kelime anlamı olarak bakarsak sanal gerçekliği “sanal” ve “gerçeklik” kelimeleri üzerinden değerlendirebiliriz. Sanal tanımını gerçek olmayan fakat gerçekmiş hissi veren elementler için kullanabiliyoruz. Gerçekliği ise “bir insanın beklentileri” olarak tanımlarsak sanal gerçekliği “gerçeğe yakın” olarak tanımlayabiliriz. Bu tabii ki farklı anlamlarda kullanılabilir fakat genellikle gerçeklik simülasyonlarına verilen isimler.

Bizler dünyayı hislerimizle ve algı sistemlerimiz ile fark ediyoruz. İlkokulda hepimiz beş duyuya sahip olduğumuzu öğrendik: tat alma, dokunma, koku alma, görme ve işitme. Fakat bunlar sadece en açık duyu organlarımızdır. Gerçek şu ki, hepimizin bunlardan çok daha fazla duyu mekanizması var. Buna verilecek en iyi örneklerden biri denge duygusu. Şu ana kadar bahsettiklerimiz ile beraber bütün duyu mekanizmalarımızı işin içine katınca beynimizi saniyede milyonlarca bilgi aktarıldığını söyleyebiliriz.

Gerçekliğimiz hakkında bildiğimiz her şey duyularımız aracılığıyla gelir. Başka bir şekilde ifade edersek, bütün gerçeklik deneyimimiz basitçe duyusal bilgilerin bir kombinasyonudur ve beynimizde bu bilgiyi algılayan mekanizma görevi görmektedir. Buradan çıkarabileceğimiz ilk sonuç beynimize uydurma duyu bilgileri gönderirsek, gerçeklik algımız ile bu yönde oynayabiliyor, gerçekte var olmayan bir gerçeklik versiyonunun içine girip çıkabiliyoruz. İşte biz buna sanal gerçeklik diyoruz.

Teknik Terimler ile Sanal Gerçeklik

Teknik terimler kullanarak sanal gerçekliğin ne olduğunu anlatmak biraz daha net. Sanal gerçeklik, bir insan tarafından keşif edilebilen ve etkileşime girilebilen, üç boyutlu, bilgisayar teknolojileri ile oluşturulmuş ortamı tanımlamak için kullanılan terimdir. Bu kişi giriş yaptığı sanal gerçeklik ortamının bir parçası olabilir, bu ortamda dolaşabilir veya orada bulunan nesneler ile etkileşime girerek onları manipüle edebilir.

Sanal Gerçekliğe Nasıl Ulaşılır

Web sitemiz üzerinde bazı farklı tiplere şahit olmuş olabilirsiniz, fakat günümüzde sanal gerçeklik genellikle bilgisayar teknolojilerinden faydalanılarak gerçekleştiriliyor. Kulaklıklar, çok yönlü koşu bantları ve özel eldivenler gibi bu amaçla kullanılan bir çok sistem bulunmakta. Bu sistemler biraz önce bahsettiğimiz duyuları harekete geçirerek onlara farklı bir gerçeklik hissiyatı iletmek için kullanılıyor.

Beynimiz ve duyularımız, birbirleriyle senkronize çalışarak gerçeklik algımıza arabuluculuk etmeye çalışırlar. Bu yüzden, bir insana sanal bir gerçeklik deneyimi sunmak anlatıldığı kadar kolay bir işlem değildir. İnandırıcı veya eğlenceli sanal gerçeklik deneyimlerini, rahatsız edici veya tatsız olanlardan ayıran bu konular kısmen teknik ve kısmende kavramsaldır. Bu yüzden sanal gerçeklik kurguları yapılırken insan fizyolojisi mutlaka hesaba katılmaktadır. Örnek olarak bir insanın görüş alanı, YouTube’da video izlediğiniz bir video çerçevesi ile kıyaslanamaz. Hepimiz 180 derece (ya da daha az) bir görüş açısına sahibiz ve her zaman bu çevre görüşümüzün farkında olmasak da onu kaybettiğimiz anda bunun farkına varırız. Aynı şekilde, gözleriniz ve kulaklarınızdaki vestibüler sisteminiz çatışma haline girerse, bazı rahatsızlıklar yaşabilirsiniz. Teknede ya da araba içerisinde bir şeyler okumaya çalışırken olanlar gibi.

Hazırlanan sanal gerçeklik uygulaması, donanım, yazılım ve duyusal eşzamanlılığın birleşimini sağlamayı başarırsa, varlık hissi olarak bilinen şeyi elde edebilir. Burada insan, kendisini gerçekten o ortamın içindeymiş gibi hissedebilir.